ABD’de İsrail’e verilen destek artık siyasetçilerin herhangi bir siyasi bedel veya tartışma endişesi yaşamadan savunabileceği bir konu olmaktan çıkıyor. Gazze’deki savaş, sivil kayıplar, altyapının yıkılması ve Filistinlilerin bombardıman altındaki yaşamını gösteren görüntüler, yıllardır ABD toplumunun bazı kesimlerinde oluşturulan İsrail algısını değiştirmeye başladı.
Bu değişimin ABD siyasetindeki yansımalarından biri, Senatör Bernie Sanders’ın son açıklamaları oldu. Sanders, Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi’nin (AIPAC), Netanyahu hükümetine yönelik eleştirileri nedeniyle adayları yenilgiye uğratmak için 233 milyon dolar harcamayı planladığını söyledi. Sanders ayrıca İsrail yanlısı grupların Michigan ön seçimlerinde Abdul Sayed’ı yenmek için yaklaşık 33 milyon dolar harcadığını, ancak başarılı olamadıklarını öne sürdü.
Konunun önemi yalnızca seçimlerde harcanan milyonlarca dolarla sınırlı değil. Asıl dikkat çeken nokta, İsrail politikalarına yönelik muhalefetin artık seçimlerde ciddi kaynaklarla mücadele edilmesi gereken bir konu haline gelmesi. Bu durum, ABD toplumundaki değişen siyasi atmosferle ilişkilendiriliyor.
İsrail uzun yıllar boyunca kendisini Batı kamuoyunda, özellikle ABD’de, demokratik bir ülke ve güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kalan bir aktör olarak tanımladı. Ancak Gazze’deki operasyonların ardından bu anlatıyla sahadaki gerçeklik arasındaki farkın daha geniş bir kesim tarafından görülmeye başlandığı ifade ediliyor.
Gazze’de öldürülen çocuklara, enkaz altında kalan ailelere, sağlık hizmetlerindeki yetersizliklere ve yıkılan altyapıya ilişkin görüntüler artık yalnızca bölgesel medya kuruluşlarında değil, sosyal medya üzerinden doğrudan Amerikalı izleyicilere de ulaşıyor. Bu durum İsrail’in resmi anlatısının daha fazla sorgulanmasına yol açıyor.
Gallup’un Şubat 2026 tarihli bir anketine göre, ilk kez son birkaç on yılda Amerikalıların Filistinlilere yönelik sempatisi İsraillilere yönelik sempatinin üzerine çıktı. Ankette bu oranlar sırasıyla yüzde 41 ve yüzde 36 olarak ölçüldü. Değişimin özellikle gençler ve Demokratlar arasında daha belirgin olduğu belirtildi.
Bu veriler ABD toplumunun bütünüyle İsrail karşıtı olduğu anlamına gelmiyor. Ancak İsrail merkezli anlatının kamuoyundaki tek hâkim anlatı olmaktan uzaklaştığını gösteriyor. Geçmişte İsrail’i eleştirmek siyasetçiler açısından ciddi siyasi maliyetler yaratabilirken, bugün toplumun bazı kesimleri bu eleştirileri destekliyor ve Netanyahu hükümetine yönelik daha fazla baskı talep ediyor.
Michigan’daki seçimlerde Abdul Sayed’ın performansı da bu değişimin örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Sayed, İsrail’e koşulsuz askeri desteğe karşı çıkarak Netanyahu hükümetinin Gazze ve Batı Şeria politikalarını sert biçimde eleştirdi. Buna karşılık İsrail yanlısı gruplar rakibine destek vermek için milyonlarca dolar harcadı. Ancak Sayed ön seçimi kazanmayı başardı.
Bu durum, seçim harcamalarının reklam satın alabileceği ancak sahadaki gerçeklere ilişkin kamuoyu algısını tek başına değiştiremeyeceği şeklinde yorumlanıyor.
Öte yandan ABD Senatosu’nda da Batı Şeria’daki insan hakları ihlalleri konusunda hükümetten rapor talep edilmesine yönelik bir girişim gündeme geldi. Öneri 47’ye karşı 51 oyla engellendi. Ancak böyle bir girişimin Senato’da gündeme gelmesi bile İsrail güçleri ve yerleşimcilerin işgal altındaki topraklardaki faaliyetlerinin ABD iç siyasetinde daha ciddi bir tartışma konusu haline geldiğine işaret ediyor.
Dolayısıyla İsrail’in karşı karşıya olduğu sorun yalnızca askeri veya diplomatik bir kriz olarak değerlendirilmiyor. Daha önemli meselelerden biri, Batı kamuoyunun bazı kesimlerindeki imaj ve siyasi meşruiyet tartışması.
İsrail yıllar boyunca güvenlik, terörle mücadele ve kendini savunma hakkı söylemleri üzerinden ABD desteğini savundu. Ancak askeri operasyonların sürmesi ve sivil kayıpların artması, bu anlatının ABD toplumunun bir bölümü için artık yeterli olmamasına yol açıyor.
Bu tartışma Demokrat Parti içerisinde de daha görünür hale geliyor. Seçim verilerine ilişkin değerlendirmeler, İsrail politikası konusunda Demokratlar arasındaki görüş ayrılığının arttığını ve daha fazla siyasetçinin Netanyahu hükümetine yönelik ABD askeri desteğinin yeniden değerlendirilmesini istediğini gösteriyor.
Bununla birlikte bu değişim, ABD’nin İsrail’e verdiği desteğin sona erdiği anlamına gelmiyor. İki ülke arasındaki siyasi, güvenlik ve ekonomik bağlar hâlâ güçlü. Ancak söz konusu ilişkinin artık ABD kamuoyunda tartışmasız bir destek temelinde sürdürülemeyeceği belirtiliyor.
Bugün Filistin meselesi ve İsrail’in Gazze’deki faaliyetleri ABD’de giderek daha fazla seçimsel, toplumsal ve kuşaklar arası bir mesele haline geliyor. Özellikle genç Amerikalıların İsrail ve Filistin konusundaki yaklaşımı önceki kuşaklardan farklılaşırken, sosyal medya da Filistinlilerin yaşadıklarına ilişkin görüntü ve anlatılara doğrudan erişimi artırıyor.
Bu nedenle asıl önemli gelişme, İsrail yanlısı bir grubun seçimlerde ne kadar para harcadığından ziyade, bu harcamalara rağmen Netanyahu hükümetinin politikalarını eleştiren adayların neden hâlâ seçmen desteği bulabildiği.
Gazze’deki savaşın Filistin meselesini yeniden dünya kamuoyunun önemli gündemlerinden biri haline getirdiği ifade ediliyor. Geçmişte ABD yönetimlerinin İsrail’in başlıca destekçileri arasında yer aldığı düşünüldüğünde, Washington’da Gazze’deki sivil kayıplar ve yıkıma ilişkin görüntü ve haberleri görmezden gelmenin giderek zorlaştığı belirtiliyor.
İsrail açısından en önemli siyasi sınavlardan biri artık yalnızca sahip olduğu maddi ve siyasi desteğin boyutu değil, ABD kamuoyunda oluşan algıyı ne ölçüde değiştirebileceği. Kamuoyundaki değişim devam ederse İsrail meselesinin ABD siyasetinde geleneksel bir dış politika taahhüdünden giderek daha fazla seçimlerde belirleyici olabilecek bir iç politika meselesine dönüşebileceği değerlendiriliyor.
yorumunuz